22 Haziran 2017 Perşembe  Ada, 42 bin adrese ulaştı 12:29  İç pazardaki kırılganlık Gigant’ı ihracata yöneltti 12:25  Baran Mutfak, Naskoni ile her kesime hitap edecek 12:21  Sürmeneli, seri üretime geçmeye hazırlanıyor 12:20  Elit, Türkiye de akıllı klozeti yaygınlaştıracak  12:16  İnoksan Diyarbakır da  12:14  BSH, ürün başına tüketilen su miktarını % 66 azaltıyor 12:12  Denpa Endüstriyel, İnoksan’la yüzde 30 büyüyecek 12:10  Şaypa, 50inci mağazasını Altınşehir de açtı 12:08  Seçkin Onur, elektronik distribütör oldu 12:07  
 Çok Okunanlar
 
 Çok Yorumlananlar
 


  
 İstatistikler
Aktif : 1
Dün : 62
Bugün : 11
Top.Tekil : 12431
Top.Çoğul : 282702
Yazara Ait Tüm Yazılar
  Yıldıray Oğur

          aqASADS@SDSD@COM
         KÜRT SORUNU AZ KALSIN ÇÖZÜLÜYORDU
Üsküdar’daki evimizin yanında aralardan denizi gören arnavutkaldırımlı
bir merdiven var. Gözlerden uzak güzel manzaralı merdiven gürültücü
genç içicilerin (annelerine şikâyet etmiş gibi olmayayım ama bunların
arasında çok güzel küfür eden ortaokullu kızlar da var) mekânıdır.

Bizim
sokağın yaş ortalaması 60’ın üstünde olduğu için bu arkadaşlar tahammül
sınırlarını aştıklarında genelde ilk müdahaleyi herkes biz mahallenin
genç delikanlılarından bekler. Doğrusu sokakta içki içenlere müdahale
edip yeni bir darbeye gerekçe olmamak, ertesi gün kendimizi Vatan’ın sürmanşetinde görmemek, Cumhuriyet
yazarlarını protesto için sokağımıza çekmemek ve Binnaz Toprak
araştırmalarına mahalle baskıcısı diye girmemek için apartman
duvarlarımıza işemedikleri müddetçe onlara sesimizi çıkarmıyoruz.

Hatta
itiraf ediyorum ki bazen mutfak penceresinin kör bir noktasına saklanıp
çok tatlı sevgili atışmalarını, çok acayip ortaokul-lise dedikodularını
dinleyip acayip eğlendiğimiz de olmuştur.

Ama geçen akşam yaşanan gibi bir şeye sokağımızda daha önce hiç şahit olmamıştık.

Düşünün zilzurna sarhoş iki genç çocuk. En fazla erken 20’li yaşlarındalar. Biraları ellerinde.

(Erken
uyarı: Yok korkmayın meseleyi bu gençleri kötü yollardan ve içki
belasından kurtaralım kampanyasına bağlamayacağım, “Yıldıray Bey
demokratlığınız ortaya çıktı” maillerinizi saklayın. Daha sonra
kullanırsınız.)

Eve geldiğimde bu aralar hayatıma bir balans
ayarı çekmek için İstanbul’da olan annemi çocukların oturduğu merdivene
bakan mutfağın bahsettiğim o kör noktasında pusuya yatmış halde buldum.
Sus ve gel işareti yaptı ben de kendimi kamufle edip yanına gittim.

Önce
annem yaptığımız yasadışı ortam dinlemesi hakkında kısa bir brifing
verdi. Zira yemek yapıyorum bahanesiyle bir saattir o pozisyonunu
korumaktaymış.

20’li yaşlarda sarhoş iki çocuk. Birini güzel
Türkçesinden tanıdık, hemen. Rizeli, hemşerim. Yalnız her cümlesinin
ardına o tahmin edeceğiniz, genelde askerlikten ağza takılan o küfürü
ekliyor ki yeşil ve şirin Rize’mizi çok yanlış temsil etmekte.

Diğer
çocuk Kürt. Onu da güzel Kürtçe aksanından tanımak zor olmadı.
Birbirilerine laf arasında ettikleri küfürleri kaldırabildiklerine göre
çok samimi iki arkadaş bunlar.

Peki, İstanbul boğazına karşı
sarhoş bir Rizeli ile bir Kürt, zaman zaman bağırarak, birbirine
kibarca küfrederek hararetle hangi mevzuu konuşuyorlardı sizce?

Ahmet Türk ile Tayyip Erdoğan neyi konuşuyorsa, onu: Kürt sorununu.

Annemin
dinleme yaptığı bir saatlik sürede meselenin sadece bir terör sorunu
olmadığı kısmı üstüne bir mutabakata varılmış. Bir de Kürt çocuğun
“koyarım” ile biten tehditleriyle Rizeli çocuk Kürtlerle PKK’lıları
birbirinden ayırarak konuşmaya ikna olmuş.

Sonra birlikte
dinlemeye devam ettik. Yanlış anlamayın. Mahremiyete saygımız sonsuz.
Bizimkisi “barış için dinleyen de dinleten şereflidir” hesabı. Hayat o
kadar hukukun üstünlüğünü, liberal ilkeyi kaldırmıyor işte.

Altıncı
hissi kuvvetli, kendisini bizim evin kedisi zanneden Keto’nun pencere
önündeki miyavlamaları arasında duyabildiğim ilk cümle Kürt çocuğun
“Sen bilmiyorsun”u oldu. Askerlerin kendi akrabalarına neler yaptığını
anlattı. Tabii “Barış süreci değerlendirilmeli” gibi bir entel Kürt
ağzıyla konuşmuyordu. Sarhoş bir Rizeliyi ikna edecek serlikte ve
haşinlikte anlatıyordu mevzuları. Yine de bir Rizeli için öyle hemen
hazmedilebilecek şeyler değildi duydukları. “PKK’ya yardım ediyorlar
ama” diye yine arkasına o küfürü takarak askerde komutanının PKK’ya
yardım eden bir köylüyü nasıl dövdüğünü anlattı. Cümle başına düşen
küfürlerin çoğalmasıyla Kürt çocuğun tepesi attı. Biz tam annemle BM
daimi temsilcisi kılığında olaya müdahale edecektik ki, herhalde birer
yudum daha alıp sakinleştiler.

Sonra bir sessizlik oldu.
Bağlantımız mı koptu diye pencereden bakarken Rizeli bir hemşeri kıyağı
ile tekrar mevzua girdi: “Tayyip çözecek bu işi. Adam askere resti
çekti.”

Ve Kürt çocuk ateşkes süresini uzatırcasına bir
açılımla buna karşılık verdi “Çözülecek tabii sana mı bırakacağım bu
s... Boğaz’ı.”

Sonrasında mevzu Antalya’daki rüküş otelin
sahibinin b.k gibi olan parasına doğru kayınca mutfağın bir köşesinde
eğilip bükülmekten yorgun düşmüş anne-oğul salona geçtik.

Son
zamanlarda Kürt sorununda açılım yapan hatta dükkânına gelen
müşterilerine PKK’lıların durup dururken dağa çıkmadığını anlatan annem
son barış planını açıkladı: “Tayyip gitsin Kandil’e kulaklarından tutup
getirsin PKK’lıları analarına teslim etsin.”

“Yok anne, onurlu barış” diyemedim. O kadarını anneme bile anlatmam şimdilik zor.

Ama
Kürt sorununda çözüm için Türkler ve Kürtler masalara oturdu bile. Hâlâ
randevulaşamamış Rizeli Tayyip ve Mardinli Ahmet’e önemle duyurulur.
2009-05-28 Bu yazı  882  kere okundu Yazıcıya Yolla
Son Yazıları:

Cem Yılmaz başörtüsü yasağına karşı
Kürt sorunu az kalsın çözülüyordu
YORUMLAR
BU YAZIYA YORUMUNUZU EKLEYİN
İsim
E-posta
Başlık
Yorum
       Tüm alanlari doldurmaniz gerekmektedir
Iletisim   |   Künye   |   Anasayfam yap   |   Sik Kullanilanlara Ekle
TicariTanitim.Com / Güncel Haber Portalı